Max Weber geçen yüzyılın başında ortaya attığı protestan ahlakı kavramıyla sadece sosyologların değil, düşünce tarihine meraklı herkesin ilgisini çekmeyi başarmış bir isim. Ona göre modern kapitalizmin ruhu çalışma, disiplin, tasarruf ve dünyevi başarıya duyulan inançla şekillendi. Peki bu fikirler sadece Protestan toplumlara mı özgüdür? Yoksa başka coğrafyalarda da benzer bir ruh halini görmek mümkün müdür?
Türkiye’de:
Türkiye; çoğunluğu Müslüman olan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan, Batıyla temas halinde ama kendine özgü bir yol tutturmaya çalışan bir ülke. Bu ülkenin insanı tarihsel olarak iş ve kazanç konusunda dini duygularla iç içe bir anlayışa sahip oldu. Ancak son yıllarda özellikle neoliberal rüzgarların da etkisiyle bu anlayış biraz değişti.
Artık çalışmak sadece bir geçim meselesi değil. Aynı zamanda bir kişisel gelişim meselesi. Başarılı olmak, üretken görünmek hedefe koşmak… Bunlar neredeyse birer ahlaki zorunluluğa dönüşmüş durumda.
Sosyal medyada 5’te uyan, şükret, çalış, dua et, asla vazgeçme diyen içeriklere rastlamayan kaldı mı? Motivasyon konuşmaları, üretkenlik aplikasyonları,“bugün ne kadar verimliydin?” soruları… Tüm bunlar bize bir şeyi fısıldıyor? Kendini sürekli kanıtlamak zorundasın. Bu hayat seni hep çalışırken görmek istiyor. Peki üretkenlik sadece uyandığın saate ve sağladığın iş güçüyle mi bağlantılı?
Sekülerleşen başarı, dünyevileşen inanç:
İşin ilginç yanı bu çalışma ve başarı odaklı etik yapı inançlı ya da inançsız hemen her kesime sinmiş durumda. Dini pratikler bile zaman zaman dünyevi getirileriyle gerekçelendiriliyor. Namaz kıl huzur bulursun, orucun bereketi evine yansır gibi söylemler çoğalıyor. Sanki inanç, bir tür kişisel gelişim aracına dönüşmüş gibi.
Bu da bizi Weber’in bir başka fikrine götürüyor. Modern dünyada kutsal olan giderek rasyonel olanla yer değiştiriyor. Ahlak içselleştirilmiş bir gözetim halini alıyor. Kimse bizi zorlamıyor ama biz hep daha iyi bir versiyonumuz olmak için çabalıyoruz.
Bu bir melez ahlaktır…
Türkiye’de Protestanlık yok bu doğru. Ama Protestan ahlakına benzeyen bir toplumsal ruh haline rastlamak mümkün. Bu ruh, yerli değil ama artık bize yabancı da değil. Belki de adına melez bir ahlak demeliyiz. Bir yanda inanç, bir yanda başarı, bir yanda kutsal, bir yanda kariyer… Hepsi iç içe geçmiş durumda.



